22 Aralık 2013 Pazar

Külleri , güllere ..














      Ps: Sevgili Hidayet Karakuş'un bu hafta için verdiği konu '' Kül '' dü  :) buyrun efem
                

Aylardır baba evine adım atmayan ben, nihayet gözümü, üzerine kül yağmış gibi duran odamda açtım bugün. Rüyamda dilime dolanmış olmasına şaşmayacağım şarkı, başa sarıyor durmadan. Hayır, nasıl kısa bir şarkıysa başa alıyor durmadan. İç sesime kulak verdim ;  kendisi şarkı değil nakaratmış zaten.  Acilen beynimin kıvrımlarını meşgul eden nakarattan kurtulmak istiyorum. Başarırsam, sonrasında anneciğimin elleriyle hazırladığı o müthiş kahvaltıya oturacağım. İtinayla üçgen şeklinde kesip yumurtaya bulayarak kızarttığı tost ekmeklerine saldıracağım resmen. Babamın yaşlı elleriyle , demliğe tüm özünü ,bordo bir mürekkep gibi  ağır ağır veren bergamot kokulu çayı porselen fincanıma koyuşunu izleyeceğim. Ha porselen demişken annem, üzerine pudra şekeri dökülmüş çilekleri, üzerinde kız resimleri olan İngiliz servis takımlarına yerleştirecek biliyorum. Hayranlıkla servis tabağındaki koyu yeşili ağır basan renkleri izleyeceğim. Tabi, bu pamuklara sarıp sarmalanmış hissi veren yatağımdan kalkabilirsem ...


Kalkmak için can atıyorum atmasına fakat bir yandan da tavanla perde kornişi arasına ağ ören örümceğin hareketlerini izliyorum kıpırtısız. O küçücük bedenindeki görev bilinci dudaklarımın kıyısına bir gülücük yerleştiriyor. Öyle güzel sırıttım ki ,aynadaki halimi düşündüm bir an. Güldükçe çizgiye dönen şiş gözlerim,rengi beyaza dönmüş uykulu dudaklarım, röflesi kapanmamış kumrala boyalı dağınık saçlarımla dikiliyorum beynimin içinde. İçimdeki tarifsiz mutluluk ,bu gri atmosferli küçük dünyamın beyaz duvarlarını öpme arzusunu getiriyor beraberinde. Evet, evet birazdan kalkacağım ve duvarları öpeceğim. Hayır öyle bakmamalısın bana, evcimenlik böyle bir şey belki de. İki gün dışarıdasın üçüncü günde evde olmak ,eşyalara dokunmak,duvarlarla konuşmak istiyor insan. Haksız mıyım Cazibe ? Hadi git kurul kahvaltıya sofrasının altına. Ama ayağımın altından çekil kızım. 


Cazibe'nin sıcacık tüylerini, her adımımda iki ayağımın arasından sürtünerek geçmesini özlemişim. Ayrıca pofuduk tüylü terlikleri aratmama hissini de. Çıplak ayaklarım soğuk parkelerde otuz beş numara izler bırakırken bilin bakalım, ne yaptım  ? Üzerine gri kül elenmiş gibi duran ışık huzmesinin içinden geçip duvarları öptüm tabi ki. ''Ben geldim '' diye fısıldadım. Örümceğe gülümsemeler,duvarları öpmeler, kediye evcimenliğin tanımını anlatmalar ... Eh, mutluyum işte, hep bundan. Yine dudaklarımda o deli gülüşü var sanırım. Sahi deli miyim? Sanmam. Duvarda bir girdap açılıyor şimdi. Gelinliğimle odanın içinde dolaştığım gün apaçık içerisinde . Kınalı sol avcumu duvara yaslayıp tek taşıma sevinçle bakan gözlerim şuan duvarın bir adım ötesinden bana göz kırpıyor .  İçim sızladı mı bilmiyorum şuan ,hissedemiyorum. Yabancıyım girdabın içinden bana göz kırpan kadına. Ne fark eder ki ? Birazdan annem seslenecek '' Sosisleri patlattım, ekmekler kızardı, e hadi ! '' diye. 


Elim hala duvarda .Yüzüğümü çıkarmayı unutmuşum . Kelepçe gibi göründü gözüme ; çıkarıp atasım geldi pencereden. Pencereye doğru yürüdüm tam avcumdakini bahçeye fırlatacaktım ki Nesime teyze ile gözgöze geldik. Gülümsedi. Gülümsedim.  Geriniyormuş gibi yapıp esnedim. '' Günaydın Nesime teyze napıyorsun ? '' demek istedim. Fakat sözcükler çıkmadı dudaklarımdan. Fazlasıyla yorgunum sanırım insanlardan. Birkaç dakika öncesi deli gülüşüm gitti ,omuzlarım çöktü, boş boş bakıyorum şimdi Nesime teyzeye. Enerjimi çaldı sanki , öyle bitkinim. Elinde bir kap bir şeyler serpiyor güllerin dibine.  Yine mi gri ? Yanlış mı gördüm acaba , kireç falan olmasın? İyi de kireç gri olmaz ki. Duramadı içimde fokurdayan kelimeler, seslendim Nesime teyzeye :


- Nesime teyze günaydınnn !  Napıyorsun ? 
-  İyiyim yavrum teşekkür ederim. Güllerin dibine kül ekiyorum. 
Gülümseyip başını öne eğdi, külleri güllerin dibine dökmeye devam etti :
- Külleri serpince daha güzel açıyorlar yavrum
Bir an için duraksadım. Sonra Nesime teyzenin her zaman birbirine benzeyen görüntüsünün enerjimin çalmasından çok geçmemesine rağmen yeniden enerjiyle doldum. Omuzlarım istemsiz bir şekilde dikleşti . Kulaklarımın geriye doğru gerilip başımın sağa dönerek Nesime teyzeye yönelmesine engel olamadım. Hayretle bakakalmış olmalıyım ki başını kaldırıp çizgi halindeki rujlu dudaklarıyla gülümsedi tekrardan
- İyi günler yavrum. Anneciğine babacığına selam söyle

Ne demişti sahi bu kadın ?  Külleri , güllere .. ?  Ne gerek vardı ki güzelim güllerin dibindeki gri,sevimsiz küllere ? Yoksa her güzel şeyin yanıbaşında bir tutam grilik mi vardı ? Onu besleyen ,daha güzelleşmesine neden olan grilikler.. Hani içerisine bir tutam siyah katılsa siyah olacak fakat bir tutam beyazlıkla daha da açılacak grilikler..  Bir yok oluşun kalıntılarının başka bir var oluşa can vermesine ne denirdi ki ? Yoksa ? Bozulan yuvam ? Terk ettiğim evim ? Kocam ? Ya avcu yukarıya bakakalmış eline sevsin diye gidip koyduğum yüz ?   Yo, yo bu kadarı fazla ! Altı üstü bir grilik .Siyah kadar güçlü olabilir mi ? Ben Gidip anneciğimin üzerine pudra şekeri ekilmiş çilekli kahvaltısına oturacağım.  Beyaz bulutların altına saklanan pembe düşlerimi iki parmağımın arasına alıp hayranlıkla bakacağım . Parmağımda kalan o beyazlığın tadını çıkaracağım. Külleri güllere bırakacağım . Ama .. Küllerimden yeniden doğacağım. 

18 Aralık 2013 Çarşamba

#AyteniYedirmeyiz #DirenAyten #Ayten Üzerine..






Ben bu evde oturamam 
basıp giderim 
aytencik senin yaptığın 
dostluğa sığmaz 

Yanıma keçiler koyunlar alırım 
uzun uzun düşünürüm 
belki istanbul dağlarında 
yüreğim yanmaz 

Aytencik sen yalnız kalırsın 
bir ilkbahar sabahı uyanırsın 
bakarsın kimseler yok 
aytencik sen yalnız kalırsın 

Yalnızlık koyar insana 
toprak ölür, su ölür 
eski robenson; hani şu bildiğimiz 
aşktan ve gayeden uzak 

Hele benim gidişim uzun boylu 
hele sıcaklığın dışı 
sen güzel değilsin dost değilsin 
benim öyküme girmeyince 

Benim ellerim bu evde çirkinleşti 
büsbütün esmerleştim 
senin etine kemiğine 
kan yürüdü 

Aytencik aklını başına topla 
ben bu evi satarım 
ağacını da kuyusunu da satarım 
kapısını da hatırasını da


(Metin Eloğlu- Gözdağı)

3 Aralık 2013 Salı

3 Aralık Dünya Engelliler Günü Üzerine..



                           Aşk varsa engel yoktur. Eğer bir yerlerde engel varsa aşk yoktur.

30 Kasım 2013 Cumartesi

Ruh Haline Göre Şarkı Dinleyenler Üzerine




                                   I cant find those silver linigs I dont mean to judge
                              But when you read your speech its tiring enough is enough !






29 Kasım 2013 Cuma

İzmirli Blogger Arkadaşımızın İsteği Üzerine..





   Metin Eloğlu Gözdağı adlı şiirinin ilk üç dizesine ithafen..

'' Ben bu evde duramam

   Basar giderim
   Aytencik
   Bu yaptığın dostluğa sığmaz.. ''

Arabalar akıp gidiyor bu ıslak asfaltta. Yağan yağmur camları yıkıyor sanki. Görebildiğim tek şey siyah,mavi,kırmızı renklerin kah korna kah motor sesiyle yanımdan geçişi. Ha bir de ön camdaki sileceklerin arasından görebildiğim kara asfalt. Taksiciye de mahcubum biraz. '' Buyur abi nereye gidelim '' dedi. ''Kumkapı ! '' diye haykırdım adama.  Şöyle bir baktı aynadan gözlerini kaçırıp ''peki ağabeyim '' dedi. Siyah Oltu taşından yapılma tesbih geçirilmiş vitese uzandı eli. Bağırdım Ayten adama. ''Kumkapı ! '' dedim.Oysa ki adamcağız, ben arabaya binerken üstüm başım ıslanmadan şemsiyemi kapatayım diye koltuğundan uzanıp arka kapıyı açmıştı bana. Halt ettim.



Bugünlerde böyleyim. Sesim fazla yüksek çıkıyormuş. Öyle diyorlar. Sen bilirsin aslında; sakin sakin ,tane tane konuşan adamdım ben.Bana bir haller olmuş Ayten. Görenler tanıyamıyoruz diyormuş. ''Sekiz numaranın hanımı gitti gideli..'' deyip elleriyle işaret yapıyorlarmış delirdi diye. Geçen bizim Mahmut kulak misafiri olmuş. Sitenin yeni bekçisi ,bizim Makbule kocakarısına anlatıyormuş olup bitenleri. Buruşmuş yaba gibi ellerini birbirine vurup '' vah vah yazık '' diyormuş o da. Ha bir de nezaman meyhaneden dönsem kapının arkasında bekliyor Ayten. Ben merdivenleri çıkana kadar gözetleme deliğinden bakıyor bizim bunak kocakarı. Eve kadın mı getiriyorum diye bakıyor utanmadan. Haricindeki tüm kadınları müsveddeden ibaret gören benin kadın görecek hali mi var yahu?


Taksici kaşlarını çatmış endişeyle bakıyor aynadan yine. Sesli mi düşündüm acaba ? Duydu mu bu çiroz kılıklı herif şimdi herşeyi ? Gülmesene Ayten ! Özür mü dilesem ne dersin? Benim hanım bir ay önce ince hastalıktan öldü de kusura bakma bugünlerde böyleyim mi desem. Öldü mü denir be Ayten ! Nasıl dilim varır. Vefat etti desem ? Vefat ? Sahi gittin mi ? Ses ver delirtme beni Ayten !  


Sanırım geldik Kumkapıya. '' Üstü kalsın bilader ! '' Bilerek bağırdım bu sefer. ''Adamın sesi böyle demek ki '' desin diye. Nasıl , duyamadım?  Biliyorum, biliyorum. Ama sen de yalancısın be Ayten. Gitmiş gibi yapıyorsun ama bir yere gittiğin yok biliyorum. Bu arada Agop'un yerine geldim şimdi. Mahmutlarlayım haberin olsun. Geç gelirim merak etme sakın. Bir kaç yetmişlik içeriz biz şimdi. Mahmutla Osman gelmiş bile.Sarıldık, kucaklaştık. Kimsenin ''Nasılsın be Muzaffer '' demeye cesareti yok belli ki. Ben soruyorum onlar cevaplıyor. Garson siparişleri almaya geldi Mahmut ''zeytinyağı getir oğlum '' dedi garsona. Neymiş efendim rakıdan önce içerse sarhoş olmazmış.Kusmazmış oraya buraya. Osmanla bakıştık. Bir kahkaha koptu ikimizden , duvardaki rakı güzellemesi bile güldü be yavrum. Osman tütünden sararmış top sakalını sıvazlayıp  '' Arkadaş otttttuz beş senedir aynı terane ! Sen bu gece yağ iç oğluuuum ! biz anamızın ak sütü gibi rakı içeceğiz '' dedi  .Mahmut aldırmadı bile.Patlak gözlerini kaşığa dikti ,doldurup doldurup yağ içiyor şimdi. Nereden baksan yarım şişe yağ içti bizim pire Osman. Garson desen yağdanlığı almak için bir ileri bir geri hamle yapıyor. Görsen gülmekten yerlere yatarsın Ayten. Neyse ki garson mezeleri getirmeye gitti de gülmeyi kestik. Bizim pinti garsonun gitmesiyle gelmesi bir oldu zaten. Servis yapmak için kol manşetleri neredeyse parmaklarının yarısına uzanan gömleğini dirseklerinden çekiştiriyor şimdi. Yanında meze tablasını tutan garsona kaş göz ediyor. Yağdanlığı gösteriyor belli ki. Osman gülmemek için kendini zor tutuyor. Neyse ki Mahmut yağ içmeyi bıraktı da ortaya konan topiğe övgü yağdırmakla meşgul. Osmanın üstü nasırlı elinde tuttuğu ekmek , köpoğlu mancasının yoğurdunda geziniyor. Nasırlara baktığımı gördü sanırım.Bugün herkes düşüncelerimi okuyor sanki.  Elindeki yoğurtlu lokmayı acıyla gülen dudaklarına doğru götürürken ''sağmalcılardan kaldı onlar '' dedi Ayten.Hani sana da anlatmıştım; tutuklandıgında yapılan işkenceleri,aşağılamaları hazmedememekten ötürü ellerini ısırırmış bizim Osman. Gel zaman git zaman koca koca nasır tutmuş iki eli de. 


Masa sessizliğe büründü şimdi Ayten ! Mahmut kenarından yağ damlayan ağzını sildi peçeteyle.Osmanın lokması boğazında kaldı galiba, çay bardağına doldurduğu rakıyı bir dikişte içti şimdi. Ben bir sigara çektim tabladan ,dumanını savurdum Agop'un yüksek tavanına. Osman pilaki tabağını almış ''Bombay fasulyesi oğlum bu '' diyor şimdi. ''Namussuz Ermeni de güzel ..'' diyecekken ''hooop şşt '' diye tıkadım ağzına lafı. ''Namussuz Ermeni '' dedi Ayten . Hele ki Kör Agop'un yerinde yakışık alır mı hiç? Yan masadaki kadın ''Arett !'' diye kaş göz yaptı kocasına bizi göstererek. Eyvahlar olsun duydu Mahmut'un ''namussuz '' deyişini.Başımı öne eğdim masaya diktim gözlerimi .Topik bitmiş çoktan.Favanın dibi görünüyor. Hala ''iki gözüm kör olsun ki zeytinyağı görmedim'' diyor Ayten. O da yalancı senin gibi . Şişenin dibinde iki parmak rakı kalmış.Osmanla bakıştık '' sakın dokunma '' der gibi . Güldü yine sararmış bıyıklarının altından, bir elini dirseğinden dışarı doğru kırıp dizine koydu diğer eli şişeye uzandı gülerek. 


Tabladan son sigaramı çektim üfledim Agop'un yüksekte duran avizelerine. Yan masadaki Ermeni kadın tiz sesiyle kahkaha attı,duman kemerli pencereden süzüldü sokağa uzandı gecenin karanlığına karıştı. Kafalar güzel Ayten !  Gözümü dibi görünen favadan ayıramıyorum. Yazlığın mutfağındaki halin gözümün önüne geliyor. Sarısı kırçıllanmış uzun saçlarını kemik tokalarla ensende toplamışsın.Üzerinde çiçekli bir elbise,dudaklarında o hiç eksik etmediğin açık pembe fosforlu rujun favayı dolaptan çıkarıyorsun. Sağa sola dönüşün ne güzel Ayten ! Sanki bol ışıklı bir sahnede salınan balerin gibi narin .Ay gibi tenine ne de güzel yakışıyor çiçekli elbise. Sanki tezgahtaki fava değil .Öylesine dikkatle dilimliyorsun ki , gören Tanrıya sunduğun adağın ayinini yapıyorsun sanacak. Üzerine doğradığın kırmızı soğandan gözlerin yanıyor sonra. Elinin tersini gözlerine bastırıyorsun. Ellerin uçlarından su damlayan billur bir biblo gibi. Öyle boynunu büküp gözlerini kapatarak içinden içinden gülmesene Ayten !  


Mahmut gözlerini kapatmış derin derin nefes almakta.Osman ceketini omzuna atmış ayakta,kimbilir kaç dakikadır bizi bekliyor. Sigaramı tablaya arka arkaya basıyorum. Mahmut bir gözünü açıp bana bakıyor.Yola kadar grev yapan işçiler gibi kol kola girip şose sokakta yürüyoruz. Osmanın sol elinde sigara,başladı huysuz ve tatlı kadını söylemeye. Sigarasından bir nefes çekiyor, ardından dumanla birlikte bir dizeyi mırıldanıyor çatallaşmış kart sesiyle. Sonra tekrar bir nefes yine bir dize daha.  Gelen gülüyor geçen gülüyor. Nasıl şarkı söylemek bu? ses versene Ayten ! 

Ne ara eve vardım, Makbule koca karısına yakalanmadan yukarı çıktım hatırlamıyorum şimdi. Tek hatırladığım kapının kendi kendine açıldığı sanrısı. Evet bu mümkün değil biliyorum ama aksini iddia edenin ağzını yüzünü dağıtabilirim şuan. Titreyen yaşlı ellerim koridordaki apliklerin düğmesine uzandı.Düğmeler bile buz gibi Ayten !  Koridorda  yalpalayarak yürüyorum . Tek seçebildiğim, ellerinle yaptığın yağlıboya tabloların birbirine karışmış renkleri. Akıp gidiyor bu uzun loş koridor boyunca. Bir kırmızılık ayaklarımın dibinde şuan. Sanki kapağı açık bırakılmış bir tüp boyadan taşanlara benziyor .Üzerinden atlıyorum. Koridorun sonunda bir karaltı var seçemiyorum. Boğazımın iki yanı bitişik sanki. Ne sesim çıkıyor ne nefesim.Karaltının içinden geçiyorum. Küf kokulu bu siyahlık sızlatıyor burnumu. Ardından , bu loş koridoru aydınlatan bir beyazlık sarıyor etrafımı.Görebildiğim tek şey ellerim ve ayağımı sıkan ayakkabılar. Korkuyorum .Öldüğünü kendime söylemekten korkuyorum.Şu etrafımı saran beyazlıktan sonra hayaletini görmekten korkuyorum Ayten! Sisler dağılıyor yavaş yavaş. Çiçekli bir elbise mi o?   Aytencik ? Sen misin  ? Geldin mi? Ses versene yavrum. Ayten diyorum !  Ama bu yaptığın dostluğa sığmaz Ayten !



4 Kasım 2013 Pazartesi

Tahrik Etmeyen Barbie Üzerine ...



Sosyal medyada görünce dayanamadım yorum yazamadan edemedim. Ama hızımı da alamadım koştum geldim post atmaya. Şaka mı bu arkadaş ?? Biri Allah rızası için ''asparagastır ,aslı astarı yoktur ''desin.

Nasıl bir mantıktır ,nasıl bir din algısıdır, nasıl bir algoritmadır, nasıl bir sapıklıktır ! Barbie tanımı kendilerince '' dini bütün vatandaşlarımızın avret yerleri ortada olan ve alenen ınsanları azdıran '' oyuncaktan bahsediyoruz. Bir oyuncak sizi nasıl azdırabilir? Yakında helal şişme bebek piyasaya sunulacak resmen.

''  Helal plastik, dini bütün şişme bebek.. Şok şok şok fiyata.. Helalzifaf.com..Zeytinyağı hediye..Ürünlerimizde domuz yağı yoktur..Sanal imam nikahı hizmetimiz mevcuttur. Besmelesiz tıklamayalım mümin kardeşlerimiz.. ''

Gülüyoruz ama konu alabildiğine vahim ve çirkin. Kız çocuklarının oynadığı bu oyuncağa yapılan yakıştırma ve pedofiliye yakınlık çok bariz. Şöyle ki biz kız çocukları oynadığımız oyuncaklarla bütünleşiriz. Her kız çocuğu oyuncak evrimini ayıcık(0-4 yas),bez bebek veya normal bebek(4-9 yas), barbie (9-12 yas) şeklinde tamamlar.  (Evrim dedim eyvah Darwinci miyim acaba)

Mesela ben ayıcıkla oynama yaşlarındayken ben ne yersem ayıcıgın agzına da aynısından bır parca koyardım. Baktım gördüm ki ayıcık artık kokmaya başladı, annem ayıcık hastalanmış diye başka bebeklere yoneltti beni. Hani su altı bezlenen ,su ıcınce cis yapan,mama yedırınce altını kırleten bebeklerden.

Sonra azizim bizler annecilik oynarız mesela .Bebeği kucağımıza alır meme veririz.Yada bebeği karnımıza koyar bacaklarımızın arasından çıkarır doğururuz..Annelik şefkatimiz oyuncaklarla başlar bizim . Sonra ergenlik öncesi çağ gelir. Hepimiz makyaja,süslenmeye merak duyma çağlarındayız tabi. Ne ergeniz ne de çocuk. Ama ruhumuz çocuk nihayetinde bebekle oynuyoruz hala. Barbie bebeklere özeniriz. Giydiririz çıkarırız. Annelerimiz elbiseler diker onlara. Hem aynısından bize de dikerler. Barbie bebeğimizle takım giyiniriz.

Fakat kız çocuğu olma ritüellerini baltalayacak, annelere pedofil korkular salıp kendilerini haklı çıkaracak bir zihniyet aramızda dolaşmakta . Amaç din tüccarlığı. Korku,baskı ve meşrulaştırma ile düzeni değiştirmek, bölmek ,yıkmak,parçalamak. Kim bunlar peki? Din adı altında, benim güzel dinimi sömüren,yasaklarını adeta bir şeytanın dini kullanıp kutsallaştırması gibi insanlara sunan, pedofil, iğrenç, sapkın, sapık, çocuğa ait metaryalleri sapıklık boyutunda süsleyerek hedef göstererek çoğunluğu hedefe yönelten, bu metaryallere içten içe şehvet duyan, ve bu sebeple barbie bebeğiyle aynı kıyafeti giydiğinde muhtemelen tecavuze uğramasını meşru kılacak olanlar .. Dinden bi haber,şeytana oldukça yakın,sapmaya oldukça istekli.. Madımaktalar,maraştalar,menemendeler,çorumdalar,gezi' deler..

İnançlar yüzünden katliam yapıp sapkınlıkları yüzünden çocuğa el uzatmaktalar..

İktidarsız ,iktidarsızlığını bastırmak adına kadını ezen erkek profilinde başı çekmekteler..

Çocuğumun oynacağı oyuncağa şehvet duyacak kadar bastırılmış,aç ve helak olmaları gerekenler..

Ve aydın olmanın kusursuz çizgisini bize haklı gururla çizdirenler..




NOT: Talip Karamahmutoğlunun yönetmenliğini yaptığı, Selçuk Yöntem,Ali Sürmeli,Ahmet Yenilmez gibi değerli isimlerin rol aldığı '' Girdap '' adlı yapıtı seyretmeyen var ise şiddetle öneriyorum. Sağ ,sol kavramından uzak olayların iç yüzünü alabildiğine açıklıkla ,gerçek hayattan alınmış bir senaryo ile gözler önüne sermekte. Fragmanı hemen paylaşıyorum. İzleyemeyecekler için filmin özeti :

                     '' ALDATICILAR SIZI ALLAH ILE ALDATMASIN .. '' (Fatr Suresi ayet:5 )


     







1 Ekim 2013 Salı

Sever Gibi Yapmak Üzerine..





Eşyalarını aldırmazlıkla topladı kadın. Önce bir kaç ipekli gecelik attı bavuluna , sonra askılarıyla üst üste yığılmasından kapağı kapanmayacak olan kıyafetleri. Acelesi vardı elbet. Taksi aşağıda yarım saatten fazla bekliyordu . Son ayinini gerçekleştirmekte olan bir tapınak kutsallığına bürünmüş ; gardrobun üzerinde ,içinde,kıyafetlerin dokusunda gezinen ojesi çıkmış elleri titremiyordu.

 Hoş , son zamanlarda alabildiğine sakin davranıyordu. Eski coşkulu halinden eser neredeyse yoktu fakat gidişler bu kadar sıradan olmazdı kadınlara. En azından göz bebeğinde titreyerek düşmeye direnen su damlası, boğaza yerleşen küçük bir ayva parçası , birleşip bir daha açılmamak üzere mühürlenmeye and içmiş beyaz inciler istemsizce son görevlerini yerine getirirdi.

Son askıyı da diğerleriyle buluşturduğunda derin bir nefes çekti , gardrobun kapaklarını kapattı ve arkasını döndü. Bu kutsal ayinde yanlız değildi. Yatak odasının köşesinde duran şönil yeşil berjerde oturuyordu adam. Ellerini başının arasına almış,dirseklerini dizlerine dayamış,parmak uçları şakaklarında, mavi gözleri alabildiğine sakin izlemişti kadının gidişini.

 Bir an için duraksadı kadın. Bavulunun kapağını kapatmak için usulca tekrar sırtını döndü. Adam ''yardım edeyim'' diyerek dokundu omzuna. Bir adım ileriye yürüdü kadın .Sırtı mil ötesinde dönük, adamın ürkek eli omzundan düşsün diye. Eli havada kaldı adamın. Kesik hareketlerle soğuk ellerini geri çekti.


 ''Kal'' dedi adam. Ve ekledi . ''Çünkü en güzel sen severmiş gibi yapıyorsun ''


 '' Gitmem gerek '' dedi kadın. Ve ekledi


  ''Çünkü en güzel sen yüreğinde iki kadını saklıyorsun ''


..






                                                       Söz: Meral Okay (Nurlarda uyu güzel insan)

22 Eylül 2013 Pazar

Hayatın Anlamı Üzerine..




Varoluşu sorgulama gibi bir denyoluk yapmak ne haddime kısa ve öz üstelik tatminkar cevaplar eldeyken anlamsız olan bir girişim . Leyleklerın gagasında geldiğimiz (yada topraktan,ya da evrensel dönüşümden her neyse herkes kendisi seçsin nasıl geldiğini ) hayatta durup da düşünmemiz gereken şeyler var. Ne için yaşadığın,mutlu olmanın senin için ne ifade ettiği, hayallerinin ne olduğu,hayattan ne anladığın gibi şeyler.

Mesela ben çok fazla kafa yorarım genelde bu tip konular üzerinde. Çünkü biri sorsa verecek cevaplarım hazır olmalı. Kim soracaksa artık bilemiyorum ama elimde kayda değer birşeyler kalmalı bu hayattan. Her gün süper monoton bir hayat yaşayıp üzerine '' ee ayşecim bugun ne öğrendin bakalım '' deyince bön bön bakmak bana göre değil. Ya da çocukluk zamanlarında yazılan kilitli hatıra defterlerindeki '' bugun uyandım kahvaltı yaptım top oynadım optum by '' dan ibaret bir yaşam fazla durgunluk ve boş bir kafadan başka bir resim çizmiyor önündeki kağıda.

Mesela ben yaşlandığımda  Alzheimmer a davetiye çıkarırcasına torunlarıma dönüp dolaşıp aynı şeyleri anlatmak istemiyorum . '' Azizcan evladım sene 2013, ben beach cluptayım, karşıdan deden geldi üstüme mojito döktü ,benim ı phone bozuldu whatsapp falan gıttı anlayacagın ,mobilite sıfır ,sonra telefoncuda karşılaştık onun da ı phone 'u bozulmuş bak sen Allahın işine'' gibi birşey anlatıp onlara bu eziyeti çektirmek istemem. Bana anlatacakları her konuya çok derin,çok tecrübesel iki çift laf edip , ''oha lan anneannem/babannem uçmuş'' dedirtip günlerce ettiğim lafa dumur olacakları ,kafa yoracakları bir nene stili çizmek istiyorum mesela.

Tabi bundan daha önemli şey benım için nene olana dek neler yaşadığım,neler hissettiğim,hayattan neler aldığım, neler kaybettiğim. Biri çıkıp da ne istiyorsun dese verecek bir cevabım yok. Çünkü ne istediğimi inanın bende bilmiyorum. Hayatı fazlaca cesur yaşıyorum çünkü. Belki de bu yuzden elimde somut bir cevap yok hayata dair. Tecrübe kazanmak için kendimi ateşe atabiliyorum mesela.Tecrübeler önemli benim için,dolu,tok bir insan olmak önemli.Bu yüzden bir müddettir ister sanalda ister gerçek yaşamda ''hayat hikayesi avcılığı '' yapmaktayım. Hikayeni anlat diyorum ve kayıt tuşuna basıyorum. Benim için hayatın anlamı insan demek bu yüzden bu kadar keyif veriyor bana .

Ama öte yandan da hayat kafa yorulmayacak kadar çok sıradan bir döngü. İçine koyduklarınla renkleniyor. İşe gidip gelmek,evi yaşanabilir zamazingolarla donatmak, güzel bir sofra,güzel bir film,dizi takip etmek,haftasonu eğlenmek,spor yapmak,içmek,yüzmek,değişik ülkeler gezmek,insanların hayat hikayelerini dinlemek,çocuk yetiştirmek,düşmek ,kalkmak bunlardan başka elimizde yapabileceğimiz somut şeyler yok. Ve insanoğlu hayatına yeni renkler arıyor.

Gelelim negatif genellemelere.

Mesela biz kadınlar bu noktaya,bu kafaya gelmişsek yeni bir rengi bir erkekte arıyoruz. Sağolsun yerli yabancı yapımcılar romantik komedileri peşpeşe vizyona soktukça filmden aldığımız '' hayatın anlamı er kişidir '' oluyor . Sonsuz olalım ,ölelim,geberelim istiyoruz. Hep mutluluk hep neşe hep aşk. Musmutlu diye bir kelime girdi mesela Türkçeye. O nedir abi ya ? mus-mutlu. Çok kızsal,çok pembe,çok ayıcıklı, çok şekerli bir kelime uydurdu melankolik hatunlar. Musmutlu ! Geçiniz efendim bu nazeninlikleri bu şirinlikleri. İnsanın dövesi geliyor ağzının üstüne üstüne dövesi..

Erkeklere gelince hayat onlar için skor demek, içmek dağıtmak,küfretmek,maç demek. Sekreter Aylin,muhasebeci kezban, HR cı necmiye, karşı komşunun tavuğu (bknz Duygu Asena- Değişen Birşey Yok adlı kitap ''Karşı Komşunun Tavuğu'' bölümü) demek . Çok azınlıklar istisna hiçbir adam da kalkıp ''yahu ben hayat arkadaşı can yoldaşı arıyorum bıktım artık ayşelerden fatmalardan o kadını arıyorum '' demiyor.

Bu sebeple sevgili melankolik hatunlar musmutlu hayatlarınızın musmutlu anlamlarını adamlara yüklemekten vazgeçiniz. Kendinize yatırım yapınız. Yapacak birşey bulamadınız mı tecrübelerinizi sayın azizim .Tüm bildiğiniz Elif Şafak olmasın. Israr etmeyip biraz da büyük üstad Duygu Asena yı okuyunuz.


http://www.netkitap.com/yazarlarx.aspx?kisiID=5875

Ve erkekler  ''çok kadın,hiç kadındır '' Lütfen hayatınızın anlamı iyi bir baba olmak olsun. Yapacağınız en güzel şey bu çünkü onun dışında bir işe yaramıyorsunuz :)





12 Eylül 2013 Perşembe

Heyecanı Biten İlişkiler ve Evlilik Üzerine..




Başlığa bakıp da heyecanı biten ve heyecanı bitmeyen ilişki ayrımı yapmayınız azizim. Her ilişki bitişlere mahkumdur. Hele ki evliliğin anlamsızlaştığı şu devirde kaçınılmaz bir ''bile bile lades'' in karşılığına denktir. Peki evlilik ilişkinin kurtarıcısı mı? Asla değil aksine iki insanın saygısını azaltan bir olgu. Doğru insan doğru zaman olayı kulli yalan. Öyle birşey yok . Sadece saygı diye birşey var. İnsanlık diye birşey var. Onun harici söylenenleri pek sallamamak lazım

Ben böyle konuşunca evlilik arifesindeki kızlar / erkekler '' yaa yapma be '' bakışı atıyor. Maalesef ki iç karartıcı olmak zorundayım :)

Sosyolojik saptamaları psikolojiye bandırıp ortaya dizersek günümüzün şaşalı yaşama , sidik yarıştırma halleri kendinden başka ikinci bir insanın sorumluluğunu alma güdüsünü törpülüyor. Erkek açısından bakalım . Abi adam evini arabasını almış ,işine gidip geliyor,anormal sosyal neden keyfinden ödün verip de çocuk yapma hevesine düşme, eve her akşam belli saatte gelme, ev alışverişi, hatunu jınekologa goturme, eve gelip çıt çıkarmadan kanepede sızamama durumuna düşsün ki. Velev ki düştü birinci gun iyi kocayı oynayacak ikinci gun iyi kocayı oynayacak üçüncü gün özüne dönecek.

Sen orda kırmızı alarmları tepene takıp adamı canlandırma,ilişkiyi canlandırma,hayatı canlandırma b planları yaparken o , o deri,beyaz ,showroom kokusu gitmemiş koşe koltukta uyuyacak. Her adam aynı değil diye kendinizi kandıradurun adamlar nette kız profılıne bakarken gıden baglantı uyarısındakı '' aga erısılemıyor'' yazısını '' aga ! erısılemıyor'' diye okuyor. Pardon da adam dediğin iki göz iki kulaktan değil çift asal sayıların egoyla çarpılıp vahdeti vucuda yerleşmesinden ibaret :)

Çok mu üstü kapalı oldu açalım hemen. Erişilemez kadın oldukça o adam o koltukta uyumaz arkadaş. Kaçacaksın,koşacaksın,topuklu ayakkabına parfum sıkıp merdivende bırakacaksın ki o adam rahat uyuyamasın. Çok mu kocakarıvari. Nah size ! Hiç mi cinderella okumadınız /izlemediniz. Hatun ayakkabıyı bilerek bıraktı kaçtı merdivende, prens kapı kapı dolandı be !

Neyse tabi masal deyip geçmemek lazım sosyal mesaj güzel kabul edin. ''ayy benımkı assssla yapmaz evlenince '' diyen varsa içinden şimdi kendisiyle yüzleşmesinin tam zamanı. Şimdi efendim evlenmeden önce kendinize sormanız gerekenler var. Ay ben seni sevdım ,sen benı sevdın hadı evlenelım gibi bir olay yok. Toz pembe bulutlara iğneyle tık tık lutfen.

 Soracağınız tek soru şu '' ben 1001 gece masallarındaki şehrazat gibi (dizi değil masal ! ) hergün Sultan'a ayrı bir masal anlatabilecek miyim? '' Her olumsuz koşula rağmen hergün değişiklik ,hergun ayrı bır entrika, hergun ayrı bir stil,hergün ayrı bir neşe,hergün ayrı bir güzellik,hergun ayrı bir zeka sunabilecek miyim? Velev ki aldatılır,sevgisiz kalır,ve daha nice pessimitliklerle karşılaşırsam aynı çizgimi bozmam derseniz evlenin arkadaş ! Mutluluklar sizin olsun :) Ama yoook '' başlarım çarkına beni beğenen böyle beğensin ,o bana ayrı güzelliklerle gelsin hergun '' derseniz hiç bulaşmayın. O adam orda uyur azizim. Net .


Kadın açısından bakarsak hatun evini arabasını almış,anormal sosyal,işine gidip geliyor ,daha cenabı Allahtan belasını mı istesin durumları. Ama dur orda. Kadın mutsuz azizim. Niye ? Çünkü kanatlarının altında ısınacağı bir erkek arıyor. Niye çünkü o '' kanatlarının altında olacagım erkek bu '' derken o kanatların aslında ısıtma özelliğinin mutasyon geçirdiğini,artık bu devirde seri üretiminin gerçekleşmediğini,yarın bir gün adamın kanatları takıp ''özgürlüğe uçup gelicem bi dur 2 dk aysel ya '' diyeceğinin farkında değil ya da şehrazat ları oynarken aslında üç maymunu oynadığının farkına varır da okkalı bir küfürle ''oynamıyorum ben yaa'' demezse ben de femen-ist değilim .

Sevgiler ,saygılar ,keep calm 'sleriniz bol olsun :)




Ps: Femen demişken bunu yeni gördüm.Femen bizleri unutmamış. Biraz geç oldu ama paylaşmakta fayda var. Bol miktarda meme içerir. +18 yobazlığına sahipler izlemesin mümkünse.

7 Eylül 2013 Cumartesi

Bağlanmak Üzerine..







Hani diyorum ya çok enteresan bir hatunum diye. Mesela her sabah uyanışım farklıdır benim. Bazen kafamda bangır bangır çalan '' bom bom poow '' la uyanırım bazen yataktan düşecek gibi bazen tek kelimelik bir cümleyle (bkn. okkalı sözler hayat mecmuası ) . Normal insanlar gibi uyanamam nedense. Uyanınca kahvaltı yapamam ,kahvaltıyı sevmem .Sürüyle orjinallik yaratırım. Bu sabah iki kelimeyle uyandım mesela. Bağlanmak üzerine..

Büyük ihtimalle rüyalarımın etkisi var. Şu sıralar bi garipleşti çünkü rüyalarım. Korkmaya başladım ciddi ciddi kendimden. Rüyamda mutluyum .Rüyanın sonunda kaybediyorum onu kalabalıklar içinde aramak için efor sarfediyorum ınanılmaz bır yorgunlukla başlıyorum güne. Tüm enerjim çalınmış olarak. Bunu çok sık yaşamaya başladım. Haliyle bazı şeyleri sorgulamaya başladım içimde.

Bilinçaltımda ne var? Neden bu kayboluş acı verıyor vs sorgulamaya başladım .Bir takım cevaplar buldum kendımce ve yazmaya karar verdim. Çünkü hayattan yediğim kazıkları yada aldığım dersleri ''evet bu budur '' seklinde genellemeyi seviyorum. Yazıya dökmekse ayrı bir haz benim için. Dediğim gibi hangi manyak hayattan yediği kazığı yazarken haz duyabılır kı?

Ne gibi cevaplar buldum. Ben bağlanmaktan korkmayanlardanım oldu ilk cevabım. (kendıme ne sordum onu bıle hatırlamıyorum )Cesurluk madalyalarım omzumda kendime kocaman bi alkış yapıp ,gülümsememi anında kesip nah çektim aynada kendime. Çünkü evet ,cesurdum ,güzeldi ama neden ruyamda onu kaybettiğimde acı çekip tüm enerjim bitmiş kalkıyordum. Ve neden sık sık bu rüyayı görüyordum. Sabahları türlü şebekliklerle beni uyandıran beynim rüyalarla ne mesaj veriyordu bana. Derken baya bir psikolojiye daldım. Baktım sonu yok elde tatminkar cevaplar da yok deliriyorum sanırım diye evhamlandım.

Sonrasında buldugum cevaplardan ürktüm. Çok bağlandığınızda karşınızdakinin ayağına dolanıyor izlenimi veriyorsunuz. Bağlanmadığınızda ise şımarık ,umursamaz,cool kadın oluveriyorsunuz. Bu ikisi de istenmeyen birşey sonuçta. Bağlanma sorununuz olduğunda daha da vahim durum. Acı çekmeme uğruna ''ben korkağın tekiyim '' diyerek karşınızdakini telkin ediyorsunuz. Kendinizi aciz konuma sokarak. Başkasına olan ihtiyacınıza ket vurup cool görünmeye çalışıp daha da batırıyorsunuz.

 Ve ne hikmetse bağlanan yada bağlanılan kişi eninde sonunda acı çekiyor.Hani hayat karşına geçip '' napıcaz be Kamil ?'' diyor sırıtarak. Hani '' bu işlerin ortası yok be gülüm ''der gibi.  Alabildiğine kıro alabildiğine kıllı :)

Neyse azizim kendime bakıyorum mesela hiçbir zaman bağlanmaktan korkmamışım. Hatta bağlanmak mihenk taşım olmuş ama bağlıyken de rahat durmuyorum. Acı çekiyorum arkadaş rüyamda bu nasıl iş ?!?

Derken (dur bitmedi :) http://dusmezarligi.blogspot.com/2013/09/hayata-dair-dersler-7-baglanmak.html  blogger arkadaş yazmış döktürmüş. Postu girmeden önce okudum. Mesela şunu yazmış benim bulamadığım cevap ta kendisi

'' Birisine güvenebilirseniz eğer onun canınızı yakmayacağınıza inanırsanız ona bağlanabilirdiniz ''


Türkçe meali : Eğer canınız yanıyorsa birine bağlıyken haydi haydi canınız yanabilir. Hayır tabiki oyle demiyor ama benim için tercumesı bu :) Şarkıyı girelim bohemde sanmasın millet

20 Ağustos 2013 Salı

Bizim Evin Perileri Üstüne..








Şimdi böyle heyecanla peri,cin,hayalet,semum,haunting in connecticut falan yazacağımı düşünerek yazıyı tırsarak yada binbir heves heyecanla ( ben pek severim de bu muhabbetleri ) açanları baştan hayal kırıklığına uğratmakla birlikte bizim evin pek bir paranormal olduğu gerçeğine katılıyorum. Katılmaktan öte artık ezberledim,belledim ama kabul etmesem iyi olur sanırım.

Neyse azizim bu ev perili midir artık neyse nezaman dışarı çıksam başıma bir iş geliyor. Nereye adım atsam olabilecek en pessimist senaryolar üzerimde. Anten gibi çekiyorum. Tatile gidiyorum ayağımı böcek sokuyor hastanede buluyorum kendimi, beach cluba gidiyorum çöp taşıyan garson elindekini bacağıma sürterek geçiyor içindeki cam kırığı kesiyor hopaaa kan revan, gece cluptayız bir bardak kırmızı şarap beyaz bluza tatbik edilmek üzere ensemden aşağı iniyor.

Êvdeyken sorun yok amma velakin dışarı adım atınca mıknatıs misali topluyorum her ne varsa. Haliyle kerameti evde arıyorum. Resmen bir daha dışarı çıkmayayım diye tüm kötü enerjisini üstüme yapıştırıyor sanki. Her nekadar arkadaşlarım var bu işte bir cenabetlik dese de maaşallah ve subhanallah ki abdestle aram iyi olduğundan üzerime bile alınmıyorum :))

Bir de ne zaman ev şıkır şkır misler gibi dip köşe olayına girse mutlaka mutfakta ekipmanın isyanı başlar. Yağ tenekesi devrilir , şeker kavanozu kırılır ,tepeden borcam düşer, çaydanlık devrilir .Tek tek intihar eder bu nimet-i isyankarlar. Hayır yere düşen bir çaydanlık dolusu çayın buzdolabının en tepesine yapışma ihtimali yüzde kaçtır mesela? Düşünüyorum bulamıyorum mesela ben. Yada yağ tenekesinin kapağı neden açıktır o an ? Gibi gibi..

Okuyorum ,üflüyorum ,çörek otu yakıyorum cadı gibi dolanıyorum evde bana mısın demiyor. Kurşun var mı sende dedim babama inanmayın öyle hurafelere diye başımın etini yedi. Nazar desem nazarı geçer büyü desem anlamam o işlerden. Enerjim mi fazla ? Yıldızım mı düşük? Bir bilen açıklasın bi zahmet başıma gelecek gözüme görünecek mi var ki aceppp ??




28 Temmuz 2013 Pazar

Farkındalıklarla Anlam Kazananlar Üzerine..






Şimdi azizim , baştan peşin peşin söyleyeyim az sonra okuyacaklarınızın suçlusu şu bir tık ötesinde duran şarkıdır. (Böyle daha iyi, daha anlamlı ,daha oturaklı oldu sankı ) Arabeskin yanından geçmem öyle vıcık vıcık ayrılık ,ask acısıyla yapış yapış olmuş ezik şarkıları sevmem. Ama bu şarkı benim en büyük arabeskim oldu.

Neyse efendim şarkı fena ,ben ondan fena yaşayıp gidiyoruz. Gerçekten şarkı sözü yazanların baya baya kallavi tecrübeleri devirdiklerinin farkına varıyorum gun gectıkce. Zira bendeki bu duyguları şarkılara vurma hevesi varken kaçınılmaz. Melankoli mi bu tabıkı degıl. Yazma tutkumun önünde hayranlıkla eğilmesinden mütevellit bir hadisedir.

Hani bazen dinlersin, sözler saçma gelir, '' bu mu yani '' dersin dillere pelesenk olmuş şarkıya. Zaman geçer , yanına böyle kırmızı tükenmezle tik attığın tecrübe sütten çıkan ak kağıda dusunce '' ha ondaaan '' dersin. Bu sefer anlam kazanır . Dilinden düşürmezsin. Bkn. Halil Sezai İsyan . Vakti zamanında facebookta günde 365 milyon kişi 730 kere paylaştı ilk çıktığında. Yok abi defalarca dinleyip de bir kere bile mi titremez insanın içi? Vahdet-i vucut urpermez mi ,ne bileyim ''benim buu deeaardiim '' derken o çok sevdiğim domuz sıkısı böyle anamın ak sütü gibi hiç mi gözünün önünden geçmez. Geçmedi hacım be.

Kalbimin paslandığına mı yanayım , aşksız geçen yıllarıma mı yanayım , kolumda olup da urpermeyen tuylere mı yanayım bilemedim. Döndüm baktım ki  hiç aşık olmamışım ki ben :) Yahu şarkı buram buram aşk acısı kokuyor,özlem kokuyor. Ben aşk acısı çekmedim ki ürpereyim,cin çarpmışa döneyim . Aaadam sende.. (girit,rum ağzı anne tarafından pelesenk: sende yani, hiç olur mu gibi bişey )

Ha noldu ? Aşık oldum. Öyle böyle değil . Farkettim ki ben aşık olmayı bırak hiçkimseyi sevmemişim de. Hani gerçekten bu isimlendirsek merhamet duymak olurmuş o derece.. Hani gözlerine bakınca kilitlenmek, car car car öterken bi erkeğin seni susturabılmesı ve bunu gercekten iki çift lafla yapması, ne bileyim bir erkeği gerçekten istemek, karanlıkta uyurken teklı koltukta oturup seni izlediğini sanarak uyanmak , bana çok uzak kavramlarmış meğerse.

E haliyle de o Halil Sezai ler ,Ali Ataylar bir bir anlam bulmaya başlıyor. Ona mana buna anlam öbürüne tecrübe yüklemece derken hafiften sıyırma durumları. Zaten aşk diye adlandırdıgın sey senin bir gününü bir gününe uydurmamazlık etmekten uzak,stabil,hep mutlu yada hep uzgun giden birşeyse , huzurunu kaçırmıyor, kaçırırken de aynı zamanda mutluluktan ucurmuyorsa kesinlikle aşk değildir.

Hani etrafta ''su soyleyse bu boyledır ''gibi çok net köşeli ahkamlar mevcut . Bizler çoğunlukla o farkındalığa erişmemişsek '' yok canım benım /benimki /bizimki oyle degıl '' deyıp gecıyoruz. Eğer ki farkındalığı yaşamıssak ''kesinlikle '' deyip üstünde duruyoruz söylenenin.

O yüzden bu farkındanlığı yaşadığınızda zaten yazıp çizdiklerimiz anlam bulacak tıpkı şarkılar gibi , biz ne desek boş azizim. Ne hissettiğinizden emin olun yeter .





20 Temmuz 2013 Cumartesi

Kendinden Yorulmak Üzerine..







Erken uyuyan ben için gecenin bir vakti yazmaktayım azizim. Arka fon pek bi karanlık pek bi kasvetli,pc fazla ısıklı, korayın sesi kulağımda yankılanıyor.Saçlarımın ıslaklığı uyuz etti sırtıma değdikçe . Sanki son rotusu saç kremiyle değil plastikle yaptım yapışıyor sırtıma sırtıma.Kalem arıyorum saçımı toplamak için.O da yok..Bu evde kalem koleksiyonu var ama nerede??

 Bu herifin sesi müthiş ,şarkıları huzurlu. Hani öyle yapış yapış aşk,çiçek,böcek,arı yok. Kim olacak Koray Candemir .. Hani bizim Kargo grubu. Manga'lar,gripinler çıkmazdan önce fenomendi 80 kusagı bılır . Gripin sarkılarına duskunlugumu bılen bılır ama bu adamın şarkıları huzur kokuyor. Hani bana bi ninni söylese uyurum Allah belamı versin. Dünya ahret bacım olsun :) Öyle sanatçı hayranlığım yoktur ama ses fenaaa. Neyse.

Ne dicektim ben. Hm, kadın -erkek bık bıklamayacagım .Zira bazı şeyler gözümde değerini kaybetti soyut manada. Oldurmaya çalışma ,savaşma ,kazanma ,göğüsleme kavramlarından bahsediyorum tabiki. Ve akışında herşey şuan . Olmuş,olmamış pek zik(r)imde değil açıkçası . Farkettim ki böyle daha huzurluyum.  Çok büyük ,şekerli mutluluklara yol açmasa da en azından iç huzurumu sabit tutuyor. Bu benim için önemli .

Çünkü benim huzurum kaçarsa huzursuz ediyorum sonuna kadar gitmeden de durmuyorum. Karşıdan bakınca fena tehlikeli görünüyorum haliyle çıldırmış bir kadın var huzursuzlandığında. Bu aslında herşeyi çok derin,coşkulu ,hissederek yaşamamdan kaynaklı birşey. Ama artık yavaş yavaş terkediyorum bunu çünkü kendimden yoruldum..Bu kadar fazla güçlü olmamdan, bukadar fazla savaşçı olmaktan yoruldum.

 E yaş 30 'a yaklaşıyor daha ne olsun.Dinginlik, huzur lazım ; yaşlanıyoruz  çok pis! Her yaş 30 dediğimde, benim yeğenin kankası Ahmet (18) geliyor aklıma. Duman konserindeki sarhoş haliyle kafa bulmak için ''bana bak ben 35 yasındayım ona gore ayagını denk al '' deyınce gözümün içine lazer ışık tutup ''oha s.. be ,35 yasında mı lan bu gerçekten '' deyişindeki şaşkınlığa hala gülerim.
 Şapşal ergen . Gözümde yazıyor sanki yaşım . ( Zaaaaaaaaaa )

 Okuyosa selamlar. Bi selam çakarım bi de yerden yersin ablacım .Sevgiler, gözlerinden operim :)

Ne diyorduk, evet yorulmak muhim mesele. Yorulunca insanlar duraksar çünkü. Yorulunca geri dönerler. Ait oldukları yere,olması gerektikleri yere,olmak zorunda oldukları yere.. İnsanlar ruhunu geride bırakacak kadar çok koşunca yada çok savaşıp yorulunca durup ruhlarının geri gelmesini beklerler. İnsanlar yorulunca koyverirler.. İnsanlar yorulunca gülmezler.. İnsanlar yorulunca...













16 Temmuz 2013 Salı

Romantik Komedi gibi Yaşanan Hayatlar Üzerine..







Bu aralar romantik komedi filmlerinde boy gösteren sex and the city arkadaşları gibi hatun arkadaşlara sarmış bulunmaktayım. Sanki o tiplerden yıllarca kaçmamışçasına ''neden benim oyle bir arkadasım yokkk '' diye hayıflanıyorum. Hani şöyle bekar(etrafımdakı herkes evlı de ondan şey ettim) ,işinde gücünde,aşk acısı dürtmüş geçmiş, oje sürüp laflamalık ,makarna yapıp film izlemelik , hani dünya ahret bacımlık bişey olsun canımı yesin, kıyafet alışverişine giderken mümkünse yanımda olmasın ama bi telefonda yanımda olsun ,trip atmasın , ''aayyy gerçekten miieee '' diye yayarak konuşmasın, dert ortağı olsun,kıskanmasın ,sidik yarıştırmasın benle haddini bilsin, uzun lafın kısası kadın gibi kadın olsun işte

Ama şu da bir gerçek bu ciciliğin fazlası beni yorar. Ben fırlama mizaçlı bir hatunum,dışı cici içi öcü tiplerdenim, biraz maskülen düşünce yapısına sahip ben için kalpler,pembeler,parıltılar fazla gelebilir bana. O anlarda sigaramı yakayım agzımın kenarına sıkıştırayım,ceketimi kapıp kaçayım isterim. Nereye gidiyosun derse papaz oluruz alimallah . Amma velakin yok arkadas .. Hepimizin ağzında küfür, beyninde rakı roka tarzan geyik ,dışı cici içi öcü ee ? Sonuç ? Otur sıfır.

Dışı cici içi öcü de bakayım hızlıca ? Ahahah diyemedin dimi ,desende anlaşılmadı. Hah işte öyle bir kız tipi var bu evrende rıza abim. '' O ne be '' diyenlere açıklayalım hemen. Hani böyle gerçekten güzel,kokoş,cici ,sevimli tapılası,sevilesi ama çok da çirkef, arada bi küfür eden (edepsizlik diz boyu zaten) velev ki bu hatunun erkeği değilsen ,yanılıp yenilip de karşıdan gülümseyerek ''bu çantanızdan düştü hanımefendı ''diyerek uzatsan '' senin ananın donu dustu serefsız  ! '' diye çemkiren femen-ist  hatun kişilerdir efendim bunlar.

Bu zat-ı la edepler (edep yoksunları ?!? ) yorar azizim. Koşacak güç, dizginleyecek ip , kolundan kavrayacak cesaret isterler karşılarında . Kimine göre deli Nimet , kimine göre velinimettir. '' Pohpoh periliğinin rahatlığını bilseler yine bu kafayla giderler miydi '' diye sorduran tiplerdir.

Hayatları hiçbir zaman romantik komediye dönmez, hayatın butun tokatlarını enselerıne yerler ,yine de kalkıp inatla kafa tutarlar hayata. İzleyenler bilir ; Fatih Akın 'ın Duvara Karşı filminde kekillinin inatla dayak yediği sahne gibi mesela..

Neden böyle olur,neden hayatları romantik komediye dönmez ,neden hayatın en ağır sınavları onları bulur ? Naif,  kırılgan değillerdir bir kere. İnadına beton,inadına çelik ,inadına sakin olmayı bilemeyen hatunların coşkusu ,kuduruklukları fazla gelir evrene. Ve haliyle yayılan femen enerji bumerang gibi, hemde üstüne üstlük döne döne başına düşer. Fazla akıl,fazla enerji ve fazla cesaret birleşince kadınlarda fazla şekerin yağa dönüşmesi gibi istenmeyen etkiler yaratabilir. Aman dikkat...






4 Temmuz 2013 Perşembe

Fuck the system Üzerine..







Zımbalı kot şort ,uçları bağlanmış gömlek,kafada hippi bandı,yuvarlak camlı gözlükler,kolda sonsuuz renge bulanmış bileklikler,ayağımda bu yaz ortasında giydiğim postallar, beyinde kıvrım kıvrım absinthe etkisi,elimde bitmek bilmez sigaram ile karşınızdayım.

(mesela yani .. )

Ruh halim fena azizim. Sanırım deliriyorum. İsyan modundayım. Cunku önemli bir konuda, bir turlu karar veremıyorum. On yere dağılmış durumdayım. Koşullar durumlar daha da zorlaştırıyor ote yandan '' tamam bugun dusunmucem '' diye karar alıp yine bir keşmekeşe sokarken buluyorum kendimi. Sonra durup gözümü kapatıyorum kocaman bi yazı çıkıyor ''fuck the system ''..Sonrası malum, hoop tekrar başa dönüş..

Ne yapsam ne etsem olmadı. Gezdim,tozdum,içtim,dikiş diktim,dizi izledim,film izledim,spor yaptım,yemek yaptım,ütü yaptım,toefl a sardım yok arkadaş beynimden çıkmıyor sesler,planlar ,düşünceler..

İç huzurumu bulamıyorum.Dingin halimden eser yok. İsyankar ,kötü kız oldum kötü kedi şerafettinim eksik. Huysuzum .Tatil istiyorum .Nokta .





20 Haziran 2013 Perşembe

Gündem Üzerine..






Direniş , #direngezi #dirençocum # duranadam # durankadın #durankedi şeklinde evrim geçirdiğinden beri günlük aktiviteler de haliyle durağanlaştı.  Memleket bu halde iken hoş insanın eğlenesi,coşası,tatile çıkası gelmiyor (bence mümkünse gelmemeli de bi zahmet)

Tam da ''oh be koşturmacam bitti '' dediğim dönemde ordan oraya zıp zıp zıplayacakken bu durgunluk beni oldugum yere çiviledi.  Kendimi boyut atlamış , zaman tünelinde hangi çağa gittiğimin öneminin olmadığı bir kafada buluveriyorum her gün. Kimseyle görüşmek istemiyorum ,kız muhabbetini çekecek halde değilim hoş hiçbir zaman da sevmedim  özellikle kezbansal bık bık ları.


 İş güç olayları ve yanı sıra tatil vaktim de tam kesinleşmemişken kendimi DIY projeleri,dizilerle oyalamaya başladım. Üç adet bluz diktim,sayısız kıyafetimi tadilattan geçirdim,eskimiş babetimi yeniledim,atılacak giyilmeyenleri atamadım kıyamadım. Kestim biçtim makyaj çantası yaptım.Bluzların iki tanesi , beş liraya bulup kaptığım bir metre kumaştan çıktı. '' lan ne ekonomik hatunum be '' dedim kendi kendime. Annemin bile ağzı açık kaldı.Rengini sevmediğim rujları kestim küçük küçük, krep kepçesine bi parça dudak besleyicisi ile erittim. Bitmiş lip balm kutularına, şeker kutularına döküp soğuttum. Mac ten aldığım pembe lip glosstan ikincisi el emeği oldu . Böyle küçük zaferler yarattım kendime. Bir ara yayınlarım üşenmeyip resmini çekersem zaten eğlenceli şeyler paylaşmanın ne yeri ne de zamanı.

 Gerçi direniş full mizahla devam ediyor. Çoğunlukla Gündoğduda'yım buaralar. Çadırlar arasında dolaşıp kah gülüyorum kah hüzünleniyorum. Mesela ''çapulculara sigara bağışı '' kartonu yapmışlar içi full sigara dolu. Gidip beş altı tane atıyosun içine ,sonra arkanı dönüp giderken gülesin geliyor çünkü öyle güzel yazmışlar ki kartonun üstüne yazıyı gülümsetiyor şerefsiz.. Dönüyosun geri ,paketinin içinden üç tane kendine alıp gerisini bırakıyorsun.

Zaten yurdun heryerinde akıl sınırlarını zorlayan, karınlara sancılar saplayan espriler,duvar yazıları,tweet ler var. En çok güldüğüm şu Taksim meydanındaki provakatörlere ?! kesik kesik su sıkan Toma için '' Sistit mi oldun Toma? '' tweeti mesela. Tabi benim edepsizlik diz boyu ''Laan olm, balayı sistiti olmuş Toma, kesik kesik işiyor koşşş tvye'' şeklinde sağa sola msj atmama neden oldu. İroni çok yönlü arkadaş ,''sidik'' muhabbetine de cuk oturdu zaten ,geğirdi hatta ,cortlaması ise yakındır.

Coming soon azizim..


8 Haziran 2013 Cumartesi

Apolling Üzerine..







Yok arkadaş zehir zemberek yılan gibi çatallandı dilim,zaten tutamıyorum , sağa sola tıslaya tıslaya çatal çatal çıkarıyorum. Kimse üzerine alınmasın demeyeceğim alının lan uzerınıze ! Çatal dilimin çapulcu tükürüğü bulaşsın yapışıp kalsın tez zamanda amentobello dinimiz amin !

Şu direniş süresince kaç insanla kapıştım,kaç dostumu sildim, kaç bloggeri yuhladım bilmiyorum. Bu tepki kesinlikle siyasi değil, ki artık meydanlarda gördüğüm birlikten dolayı siyasi görüşüm yok apollingim ben ( wtf dıyen çapulcular ! açıklıcaz heralde bekleyin bi iki dk )

Insanları kategorıze etmem, silmem,yuhlamam kesinlikle ve kesinlikle siyasi değil duyarsızlıklarına ,bananeciliklerine hayretle bakmamdan,esefle kınamamdandır. Algıda seçiciliklerindeki avamlığa şaşkınlıkla bakıp,yok artık dememdendır. Ama gerildim !

Birileri gözünü ,kulağını en önemlisi canını kaybederken, portakal gazına maruz kalıp kalıcı hasarlara uğrarken ve bunu bir ağaç !? uğruna yaparken bloğunda,sayfasında,sosyal paylaşım duvarında sanki hayat güllük gülistanlıkmış gibi çiçek böcek penguen paylaşmak ,üstüne üstlük olayı siyasi bir düşmanlığına indirgeyip halk sesini bununla suçlayıp esefle kınamak beni gerdi arkadaş !

Evet bir takım yanlışlar var yönetimde, bunu görmezden gelemezsiniz ayrıca bunun yanında bu ülkenin zaten sağı solu var ona da eyvallah.. Ama orada insanlar orantısız güce maruz kalırken hiçbirşey olmamış gibi davranamazsın arkadaşım ! Davranırsan insanlığından şüphe duyarım. Algıda seçiciliğine çatal dilimi uzatırım. Siyasetin ,siyasi görüşün her ne sebeple olursa olsun insanların ölmesinden,dayak yemesinden,uzuvlarını kaybetmesinden önemli olamaz.Olmamalı..

Halkın sesi gayet masum, gayet esprili ki mizahın en alası yapılıyor, kesinlikle aklı başında insanlarımız var çevreye duyarlı,toplumsal bilinci yuksek kişiler, kah dedeler kah nineler kah çocuklar var . Normalde giyip de gözlerin sana döndüğü kıyafetlerle gelenlere gerek ortamdaki toplumsal bilinç gerekse katılımcıların çoğunun üniversite öğrencisi,mezunu olmasından olsa gerek yan gözle bile bakanı görmedim. ( başörtülü kızlara sarkıntılık iddiaları var ,bırak başörtülü kızları oraya nasıl gidileceğini bilmeyen mini etekli kızlarımıza sarkıntılık yapılmadı) Çevre bilinci gelişmişlikle eşdeğerdir herzaman. Halk hareketi sonrası çevreyi temiz tutma girişimleri mevcut. Bu yıkıcı değil aksine yapıcı,ılımlı, masum bir göstergedir.

Bunun dışında sağcısı,solcusu,ateisti,komunisti ,muhafazakarı hepsi yanyanaydı. Bu birlik hiç bozulmadı.Demokrasi bile bunu kaldırmazken ,hatta hatta en son bu zihniyet Osmanlıda mevcutken sanki biz çok huzurlu bir ortamda yaşıyormuşuz gibi yanyanaydık,omuz omuzaydık. Ve mutluyduk. Cunku HALK tık, ideolojımız yoktu, siyasi parti kavramı yoktu.

Tabi bunu bilmeyenler '' birkaç ağaç !? için taşkınlık yapan çapulcular '' diye kategorize etti bu tabloyu. Algıda seçicilikleri sapma yaşadı sinirlendiler,hazmedemediler, HALK hareketini ötekileştirdiler,farkındalıklarını bir köşeye koydular. Kısacası bilgi sahibi olmadan fikir sahibi oldular.

Tabi biz durur muyuz bizler de çapulcu olduk. Hayatım boyunca ötekileştirmelerden birini çok seveceğim benimseyeceğim aklıma bile gelmezdi. Çapulcu lafı çok hoşuma gitti. Bir de çapulling eylemi var hoşuma giden. Ondan ziyade bunu yaratan milletimin espritüel zekasına hastayım azizim ben .O ne zekadır,o ne ince espridir arkadaş..

 Çapulling den öte bir de Apolling var .Bunu da ben uydurdum. 68-70 kuşağından başka birşey bilmeyen ,bilmediği gibi o günlerin yortusunu güden ama aynı zamanda apolitiklikle taçlanmış bir gençliğin şaşırtıcı ,beklenmedik girişimi anlamını içeriyor benim nazarımdan.  Biz arada kalmış 80 kuşağı , 90's dan öğreneceğimiz çok şey var. Gençlerin toplum,çevre ve insanlık bilincinde hakkını araması kadar gurur verici birşey yok. Yakıp yıkmak yok, kamusal mallara zarar verme yok,siyaset kesinlikle yok ( olsa yanyana yuruyen ulkucuyle bdpli onu geç azizim Karşıkayalıyla Göztepeli birbirini doğrardı ! )

Hani neden uzun uzadıya yazdım. Hala buradaki ironiyi göremeyenler var. Hala meydanlarda HALK 'ın ne yaptığı hakkında hiçbir fikri olmayanlar var , hala ideolojık hareket olarak görenler var, hala  '' ama bu eylemcıler !? para alıyomus '' diyenler var .Valla diyen arkadaşım kimse bana para falan vermedi.. Hani gün başına 100 tl verse tatil param cebimden çıkmazdı. Şuan ben küçük çaplı bir ''tatil beldeleri direniş pıkçırları '' paylaşırdım. '' biber gazım cevıkten,yeni geldim mitingden '' diye gun boyu içimden kikirdeyerek melodiyi mırıldanmam ,Oooh on dönüm bostan yan gel yat Osman der paracıklarımı sayardım. Deee tatil için kul hakkına girecek biri değilim zaten mubarek günlerdeyiz önümüz Recep amaaan Ramazan ; kul hakkına girmem giremem.


PS:  O kikirdediğin melodi nedir diyenler için tık tık tık, tık, tık ,tııııık


Sevgiler efendim


3 Haziran 2013 Pazartesi

İzmir'deki Direniş Üzerine..








Ben susmak ıstıyorum o anlatsın..

http://direnizmir.tumblr.com/post/51971813039/izmirde-polis-gercegi-birinci-agizdan


PS: Ayrıca annekaz başta olmak üzere olayı ağaçtan ve okumuş cahil çapulculardan ibaret görenler benim gözümde son derece gereksizler ve komikler. Boykot ediyoruz sonuna kadar !

23 Mayıs 2013 Perşembe

Kuş Gibi Rahatlamak Üzerine..





Ocak 2013 e girmeden kendime bucket list yapmıştım ,2013 e girip yaza kadar yapılacaklar listesi şeklinde. İki adet mesleki sertifika alacaktım.( Üçüncüsü zorlu bir sınavla benim oldu) Uzun zamandır almaya fırsat bulamadığım ehliyeti alacaktım. İmaj yenilenecekti .Spor bırakılmaksızın devam edilecekti. Daha sağlıklı bir yaşam ,daha çok içsel huzur , daha çok seyahat zart zurt derken. Spor harici hepsini bugun tamamlamış bulunmaktayım çok şükür koşturmaca bitti. (sporda dikişi tutturamayanlardanım )

Kendimi DIY projelerine verdim. Dikişe döndüm (imana geldim der gibi olsun) Kumaşlar çıktı ,tadilattan geçecekler ayrıldı. Eski ne varsa yenilemeye alındı. Ama boşlukta gıbıyım sanki ,birden yoğunluk kesilince o run lola run lı günlere dehşet ve hayretle bakıyorum.

Zaferin şarkısını gönderiyorum efendim ,afiyetle dinleyiniz ( Nancy Ajram' ın gerek klibinden gerek sesinden baya bir hüzünlüydü bu şarkı. Bu hali hem eğlenceli hem başarma,zafer duygularını kabartıyor bende. Bakalım sizde de aynı his oluşacak mı? )





15 Mayıs 2013 Çarşamba

Aksilikler Üzerine..






Koşmaktan illallah geldiği dönem bitti çok şükür. Zira ağzımda gevelediğim tek cümle : Sanki 2.5 sene evden çıkmadan oturduğum günler intikam alıyor ! oldu bu süreç boyunca. Çok koştum,çok küfrettim, bedenim çöktü, hastalandım, bir sürü aksilik peşimi bırakmadı ama ama ama ! Aksiliğin en büyüğü tatilime denk gelmeyeydi ya :(

Çokk yanıyorum, içim acıyor, üstünden bir hafta geçmiş olmasına rağmen daha yeni toparladım kendimi. Hayır bir de tipik koç burcu ben istediğim birşeyi yapmaz ,yapamazsam dünyanın en sinirli insanı oluveriyorum. Negatiften bozma kara bulutlar yerleştiriyorum yüzüme,ruhuma. Dünyanın en çekilmez insanı oluyorum.

Ne oldu, şöyle anlatayım hemen ,yoğun bir tempo sonrası kendimi ödüllendireyim dedim. İki senedir görmediğim cancağzım canım dostum, çölün orta yerindeki tek neşem en büyük yoldaşıma kaçayım dedim İstanbul'a . Cumadan cumartesiye koca bir hafta planlamıştık. Rakı bardaklarımıza kadar soğutmuştuk dolapta. Gold Olmeca'mızı, Yeni Raki Ala'mızı, mezelerimizin malzemelerini stok etmiştik. En zeytinyağlısından en ege usulü olanından patlatacaktık. Dışarıda bir sürü planımız vardı ,İstanbul geceleri bizimdi .

Noldu?Salakça bir sivrisinek geldi ayağımdan ısırdı ve dize kadar enfeksiyon başladı ... İki gün geçer diye bekledim ( hastalanmaktan nefret edıyorum ilaç kullanmaksa eziyet benım ıcın) ayak Shrek 'in karısı Fiona'nın ayağına dönüp de morarmaya başlayınca,üstüne basamamaktan dolayı vileda sopasıyla evde gezinmeye başlayınca tuttular kolumdan götürdüler beni acile . Buarada arkadaş kırılıyor gülmekten ben acil kapısında bacak bacak üstüne atmış oturuyorum. Kızım ölüyosun bacağın kesilcek hala duruşundan taviz yok pes dedi . Dedim çaktırma İzmirliyiz biz hehehe (İstanbullular alınmasın,kızmasın böyle bişey İzmirli olmak)

Neyse ayağımı gören doktor çığlığı bastı ,hemen tekerli sandalye,ardından bi oda ,hoop çarşaflar değişti ,ayağımın altında yastık , damar yolu açık gelen giden iğne yapıyor zaten,  bir saat içinde 6 tane iğne yapıldı. Damardan verilenleri saymıyorum.

Soruyorum hemşireye yarın çıkarım dimi diye. Sen manyak mısın gibisinden bakıyor yüzüme. Doktor geliyor yapışıyorum koluna ' ya bakın ben tatıle geldım cıkmam lazım burdan, bana hap iğne yazın çıkayım' diye yalvarıyorum. Geçene kadar burdasın diyor. Zaten kaldığım odada yaşlı bir kadın (sanırım alzheimmer) bağırıyor,küfrediyor,ağlıyor.Gece uykumdan kaç kez zıpladım. Tam tırlatma durumları..

Bir yandan çok üzülüyorum kadıcağıza (torunları deli gibi dövüp bırakmışlar hastaneye,Allah hidayet versin ) ,bir yandan ' Allahım ne işim var burda ' diyorum . Bir de tutturdu o ayağının altındaki yastık benim ver diye. Teyze dedim senin yastığın var bak orda . Zaten dedi tuvalete de götürmüyosun beni yazıklar olsun sana ! dedi. Ben tabi dumur, teyzecim ben kendim gidemiyorum tuvalete..Gidecek olursam da zombi yürüyüşünden beter acı çeke çeke , gözümden yaş gele gele sürükleniyorum koridorda ben seni nasıl taşıyayım dedim.

Hayır zaten içler acısı haldeyim. Bir ayağım arkada, diğer kolum geride ,sağ taraf felç, ivme yoluyla yürüyorum . Durum aynen şudur tıkla . The walking dead teki zombilerden farksız bir ayağa sahiptim görüntü itibariyle.

Neyse efendim, ben yine ivme yoluyla koridorda Doktoru yakaladım kolundan tuttum ' ben gidiyorum son iğneleri yap haberin ola ' dedim. Bir yandan da koridorda yürürken beynimin arka fonunda şu şarkı var tık tık Hem gülüyorum, hem gözümden yaş geliyor ,hem sinirliyim ne güzel dimi . Doktor baktı sinirliyim, uçak biletini değişsinler sen onunla ilgilenecek durumda değilsin aksam çıkıyosun sabah da uçuyosun o şartla salarım seni dedi. Tamam dedim .


Neyse ertesi gün uçağa bindim ,yerime geçtim saçımda bir kıpırtı var.Elimi attım ,böcekk ! uçağın koridorunda sürüyle geziniyorlar kırmızı kırmızı kanatlı bişeyler. Allahım dedim burda da mı .. Zaten doktor yaz geceleri çorapla çık balkona dedı,bünyen hassas dikkate al sinek,böcek ısırmalarını dedi. Tabi ben hala nazara inanıyorum, hala hayatım boyunca çok istediğim şeyin olmamasına bağlıyorum.

Ve evrene mesaj yolluyorum


'' Aldım kabul ettim

teşekkür ederim !

paşa paşa iyisini kötüsünü öğrendim.

Seni sevgiyle kucaklıyor gözlerinden öpüyor

ve bu tarz aksilikleri nezaketle geri çeviriyorum ! ''

28 Nisan 2013 Pazar

Mülakatlar Üzerine..







Barapba rap rap, barapba rap rap ... (buarada tempo şeklinde alkış tutulur )

Wtf  bacım? demeyin , bu böyle çok işler başarmış,koşmuş koşmuş anlının akıyla çıkmış kafası çünkü. Koşturmacalarımın en önemlisi bitti azizim. Ama ben de bittim.

Malumunuz üç aşamalı bir sınav, mulakat,sunum ve görüşmeden geçti bu vatandaş. Ulaşım uçağa trene geçit vermiyordu dokuz saatlik yola iki kere gidip geldi. Birkaç gün konakladı caaanım İzmir'inden uzakta, hayata küstü. Gözleri gülen gülümseyen insanlar aradı bulamadı. Kurdeşen oldu kaşındı durdu yollarda.

 Aman dedi ,memleketten gayrısı yalan dedi ne ot işim var burda ki dedi. Beni beni bu işe alıştıran senin düzenek enişten dedi.. Allam bi döneyim eşşek kadar '' hakuna matata'' dövmesi yaptırıcam diye adak adadı. Amin dedi. Arkadan 'gavur izmirli ' diye ses geldi. Sese döndü nah çekti,amin dedi. Çıktı geldi köyüne ,İzmirine bir oh çekti.

 Daha iki saat olmuştu ki geleli, koşa koşa kursuna gitti.  Ömrünün tam tamına sekiz saatini pc başında geçirdi kursta. Eve geldi artık bünye kurdeşen dökmüş,yorgun,mağrur,umutluydu. Yattığındaysa yorgunluktan uyuyamıyordu bu sefer de.

Genel çerçeve bundan ibaret sevgili okurlar. Yaklaşık 10.000 kişilik lisans mezunu insanı bır arada gormek hoş değildi. Çünkü herkes işsizdi. Herkes umutluydu. Herkes yorgundu. Herkes sınavdı,konaklamaydı,ulasımdı vs 1000.00 TL ye varan bir harcama yapmıştı. Dönersermaye köşeyi dönmüştü. Şehir ekonomisi ise canlanmıştı (şehre akan parayla izmir lokması bile yapmış adamlar ! gözümle gördüm !vay amk ! )

Tabi jüri karşısına geçince bu hüzün dağılıyor. Heyecandan titreyen topuklu ayakkabı tıkırtısı sussun dıye parmak ucunda one egılıp anlatıyosunuz bi müddet sonra . Allahtan masa var da önünüzde de parmak ucunda durmaktan kartal duruşuna geçecekmiş gibi aldığınız pozisyonu gormuyor hiç kimse. Bir de psikoloji falan ölçen bir juri var karşınızda.

Mülakat odası bubi tuzaklı anasını satayım. Ortada kagıtlar dagınık toplamanız lazım,sunumun başında juriden biri horlamaya başlıyor falan fişman hepsine çözümünüz olması lazım. Ben tabi kağıtları topladım, horlayan juriye donup ' ben 35 nolu İzmir ... şirketi ... uzmanı R&D simdi sizlere etkili iletişim tekniklerini anlatacagım'' dedim adam direk kafayı kaldırdı tabı. Biraz da yüksek sesle söyleyince ''kim lan bu ''oldu bırden adamcagız.

Sonuç : Hala yorgunum,kas spazmı devam etmekte, dinlendirici gözlük almam lazım :/






7 Nisan 2013 Pazar

30' a 3 kala Üzerine..

 Fenayım buaralar. Dokunsanız ağlarım. Hoş ,teması sevmem ya bi adım geride durmanızda fayda var. Neyse azizim huysuzum tatsızım bu günlerde . Ders çalışarak para kazanılsaydı eğer sanırım trilyonlardan dizme bir çiftlik kurardım .Zaten Pavlov kopek, thorndıke kedıyle bozmus kafayı bende Ali babanın çiftliğinden aşağı kalmazdım. Eysenck Allah razı olsun , nevrotık oldugumu soyledı az once kitapta. E Cottell ın buyuk beşlisinde yer aldıgımı gorunce sevındım , sesimi çıkarmadım. Derken farkettm kı freud ego konusunda haklıymıs :)

Neyse azizim ben çok bunaldım bu ders iş güç muhabbetlerinden.Sabah 08:00 de kalkıp ders çalışmak öğlen kursa girip akşam 21:30 da dönmek,yani bu beyin sarsıntısı,pavlovun kopeğinin havlaması,thorndike kedisinin ayağımın altında mırnaşması (?!?) , Eysenck in nevrotik psikotik damgalamaları ağır geliyor. 

30 a üç kala bazen bazı şeyler komik gelebiliyor bakıyosun elindekine ''bu ne şimdi? '' diyosun bi yoğunlaşamama hali geliyor vahdet-i vucuda, titreme haline benzer hani şu youtube da vahiy gelen adam hali ( <--tıkla ) beyin zaten karıncalanmış hatta mutasyon geçirip kanatlanmış o karıncalar uçuyor böyle sürüyle; sen haala freud,adams,maslow köpek,kedi,ip ,nevroz, salya sümük,IQ,EQ takılıyorsun. 

Hadi geliyor vahiy hali gidiyor normale dönüyorsun. Bu sefer muhasebe başlıyor. Mizan,bilanço,yevmiye mahsup,kasa,tediye (hadi çifte telliye , ayşe fatma hayriye gibi olduysa kusura bakmayınız artık ) Ama aynen bunları hatmediyoruz. Hatun 10.000 tl lik mal almış (hatun kısmı yanı bızler alsak alsak kozmetık  alırız zaten o paraya ) yarısını veresiye vermiş yarısını çekle ödemiş falan fişman. Kulli yalan tabi 10.000 tl lik kozmetik almaya gıtsem abi yarısını veresıye yaz desem adam tekbirle kovar be!  

Bir de klasik ABVA var şu muhasebat işlerinde. Alan borçlu ,veren alacaklı demek. Baş harflerini birleştirmişler sanki anlamlı bişey çıkıyor ya laff işte. Neyse alan borçlu çıkıyor veren alacaklı. Hayır bide okulunu okuduk bunun ben nasıl o derslerden geçtim hiçbir fikriyatım na mumkun kulli la  ( mumkun olmamakla birlikte ,toptan soyleyım hiçbir fikrim yok)  Alan memnun satan memnun kardeşim borçmuş alacakmış duygusala bağlamanın ne alemi var şimdi. 

İşte böyle deli deli işler peşindeyim. Oysa ki tüm istediğim böyle pembe panjurlu,sıcacık,birazcık dağınık bır evde sabaha kadar playstatıon, pizza ve yağlı parmaklarla pizza kutusunu geriye fırlatmaktı..






25 Mart 2013 Pazartesi

Koşmak Üzerine...









Dört nala koşan at gibiyim. Yada Forrest Gump  (wtf diyenler tıklayınız efendım üzerine)  ''Koş Lola koş ''dedi geçenlerde arkadaş .Napıyorsun deyince koşuyorum dedim de.. Nereye koşuyorum kime doğru,hangi yöne doğru koşuyorum ben de bilmiyorum. Haftanın her günü muhasebeye koşuyorum ordan geliyorum kurumların açtığı sınavlar oluyor her iki ayda bir onlara hazırlanıyorum.Sonrasında sınava koşuyorum. Sertifika lazım diyorlar hergün bir yenisine muraacat edip derslerine katılıyorum ona koşuyorum.

 Hoop mesaj geliyor '' Sevgili oxxooxxo yarınkı randevunuzu unutmayınız'' diye, güzellik merkezine koşuyorum. Bir başka güzellik merkezi arıyor ''geliyorsunuz degıl mı '' diye ona koşuyorum. Annem mutfaktan sesleniyor ona koşuyorum. Ablam çağırıyor ona koşuyorum.

Pürüz çıktı diyorlar ona koşuyorum çözüyorum geliyorum.Zehirleniyorum acile koşuyorum. Bunca zamana karşı yarışta zehirlenmemem lazım biliyorum . Bilmediğim şeylerin olma ihtimallerine koşuyorum. Mesela ''Boku çıkmalı bu işin ''diyorlar hoop gidip bokunu çıkarmaya koşuyorum. Küfrediyorum, nah çekiyorum onu yaparken bile koşuyorum.

 Artık birşeyleri koşarak yapmaya kanalize oldum hızlı hareket ediyorum 36 beden oldum sanırım kafam vucudumdan büyük görünmeye başladı.Kafamın içindekilere koşuyorum. Bildiğimi okumak için koşuyorum başım göğe erecek ya hani, başımın göğe ermesi için bile koşuyorum uçmak yerine.

 Ve stop !

Yoruldum..

Huzur istiyorum ama yine koşacağım biliyorum..